Prof. Dr. Tuncay ÇELİK

Prof. Dr. Tuncay ÇELİK


FAİZ-ENFLASYON İLİŞKİSİ: HANGİSİ NEDEN HANGİSİ SONUÇ?

17 Kasım 2020 - 20:57

Son yıllarda, Sn. Cumhurbaşkanı tarafından enflasyonun faizden kaynaklandığı yönünde açıklamalar sıkça duyduğumuz bir söylem haline gelmiştir. Oysa ki iktisat teorisinde önemli bir yeri olan Fisher denkleminde, enflasyon ile piyasa faiz oranı arasında pozitif bir ilişkinin geçerli olduğu belirtilir. Her ne kadar bu denklem bize direkt olarak enflasyon-faiz arasındaki ilişkide nedenselliği yani hangisinin neden hangisinin sonuç olduğunu göstermiyorsa da, yapılan birçok akademik çalışma enflasyonun neden, faizin de sonuç olduğunu göstermektedir. Bu sonuca bağlı olarak günümüzde ABD, Japonya ve Almanya’da yıllık enflasyon oranı %1’ler düzeyinde gerçekleştiği için, yine bu ülkelerde yıllık mevduat faizleri de %0-0,25 gibi oldukça düşük seviyelerdedir. Hatta, Japonya’da 2020 yılı ikinci yarısında faiz oranı %-0.5 (negatif faiz) olarak gerçekleşmiş, bu durum enflasyon yaşamayan ülkelerde negatif faize geçiş tartışmalarını da alevlendirmiştir.

Sizleri teknik detaylar içinde sıkmadan aslında bir ülkede enflasyon yoksa ya da %1-2 gibi reel satın alma gücünü düşürmeyecek bir düzeyde ise, o ülkede hane halkı tasarruflarına faiz vermenin de bir anlamı yoktur.  Bugün 100 TL’ye satın aldığınız bir ürün sene sonunda 110 TL oluyorsa, para şimdi bir kenara koyulup bu ürün sene sonunda alınacaksa eğer, ürünü almak için yıl sonunda 100 TL’ye 10 TL ilave yapmak gerekir. İşte enflasyon varken ortaya çıkan ilave maliyetten kurtulmak, kenara koyduğumuz (bankaya yatırmak suretiyle) 100 TL’ye  en az %10 faiz almakla mümkün olabilecektir. Bu örnekte görüldüğü gibi faiz, enflasyon varsa ortaya çıkmakta ve enflasyon arttıkça da artmaktadır.

İkinci Dünya Savaşının ardından iktisat literatüründe ABD’li iktisatçı Friedman, enflasyonun merkez bankaları tarafından yapılan para arzı artışından kaynaklandığını ileri sürmüştür. Bu yaklaşım, günümüzde de hala önemini korurken enflasyon toplam talebin toplam üretimden fazla olması ve üretimde kullanılan girdi fiyatlarındaki artışın maliyetleri arttırmasından da kaynaklanabilmektedir. Ülkemizde özellikle son 2 yılda artan enflasyon, yıllık tek haneli enflasyon hedefi doğrultusunda Merkez bankası tarafından sıkı para politikası uyguladığına göre ya yüksek talepten ya da artan maliyetlerden kaynaklanıyor gibi görünmektedir.  Yapılan analizler, Türkiye’de son iki yıldır artış gösteren enflasyonun daha çok kur artışı kaynaklı maliyet enflasyonu olduğunu işaret etmektedir.  Bu durumda enflasyonla mücadelede, kurlardaki artışın kontrol edilmesi önemli bir hedef haline gelmektedir. Burada karşımıza çıkan sıkıntı ise, Merkez bankasının kuru baskılamak için serbestçe bir faiz politikası izleyememesinden kaynaklıdır. Açıklanan enflasyon oranına inanılmadığı gibi, MB’sının faiz oranlarını açıklanan enflasyon oranı olan yıllık %11.89 civarlarında belirlemesi, hane halkının tasarruflarını mevduat yerine döviz, altın, borsa gibi diğer yatırım araçlarında değerlendirmesine neden olmaktadır.  Vatandaşın cebindeki enflasyon %20’nin altında değilken mevduat faizinin %13 olması, tasarrufların mevduattan dövize yönelmesinde önemli bir etkendir. Zaten dış borç ödemeleri nedeniyle ülkemizin dövize olan ihtiyacı yüksekken bir de vatandaşın cazip olmayan faiz oranları nedeniyle dövize olan talebi, kur artışının önemli bir nedeni haline gelmiştir.  Buradan çıkan sonuç ise, kur artışının devam ettiği sürece enflasyonla mücadelenin de zor olacağıdır.  Sanırım ekonomideki durumun vahametini görülmüş olmalı ki, yeni ekonomi yönetimi piyasalara önümüzdeki günlerde bir faiz artışı olabileceği işaretini vermiştir. 

Fazla uzatıp sizleri sıkmadan konuyu özetlersek, faiz oranlarındaki düşme ancak düşük faiz oranlarından tüketiciler değil sanayiciler fazlaca yararlandığında enflasyonu düşürücü etki meydana getirebilir. Sanayi yatırımlarının cazip faiz oranları ile artması, uzun dönemde üretim artışı ve beraberinde düşen fiyatlar anlamına geleceği gibi bu durum ancak talep ve maliyet enflasyonu koşullarının ortaya çıkmamış olması durumunda geçerli olur.  Uzun dönemde diğer koşulların sabit olacağı ya da değişmeyeceğini varsaymak sanırım imkansız olduğuna göre, faizin enflasyonun sebebi olması ihtimali de en azından bizim ülkemiz için şu günlerde imkansız gibi durmaktadır.  Geçen yıllar göstermiştir ki Türkiye’de düşük faiz oranları, sanayi yatırımlarını değil tüketim harcamalarını beslemiş, hatta bu harcamalar kamu sosyal yardım harcamalarıyla birlikte enflasyonun önemli bir nedenini oluşturmuş, kur artışının da bu faktörlere katılmasıyla enflasyon iyice hızlanmıştır.  Yapılacak bir faiz artırımının, vatandaşın tasarrufunu dövizden mevduata çekip-çekmeyeceği de henüz belirsizlik göstermektedir. Bu tartışmaların bitmesi, dışa bağımlılığın azaltılarak ancak yurt içi üretimin artmasıyla son bulabilecektir. Bunun gerçekleşmesi ise daha fazla hukuk, daha fazla demokrasi, daha iyi eğitim ve yaşam koşullarıyla birlikte doğru ekonomi politikalarının uygulanmasına bağlıdır. Sonuç olarak ekonomi, sacın bir çok ayağından sadece biridir. 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Murat soyata
    8 ay önce
    Ne çiftçi ne sanayici ucuz kredi sadece tüketime destek vermiş ,Ekonomide boğa kuyruğundan çevrilmek iştenmiş sonuç fiyasko gelinen nokta için Tuncay hocam tam ekonominin MR" ını çekmiş, tüm fikirlerine katılıyorum yerinde tespitler.